28 Nisan 2018 Cumartesi

Bir Gazete Haberi ve Geçmişten Bir Olgu; İrdelemeler

Günümüzden birinci olgu: 2017 tarihli bir haberden özet: "53 yaşında bir kadın(K) beyin ameliyatından sonra her derdini manilerle anlatmaya başladı.
2010 yılına köyünden ilçe merkezine gitmek için bindiği minibüsün kapısı açılınca yola düşmüştü. Bu nedenle başından ağır yaralanan K, kaldırıldığı hastanede beyin ameliyatı geçirdi. Ameliyatın ardından sağlığına kavuştu. Ancak, eski durumundan farklı olarak, sol omuzunda istem dışı tik oluştu ve K'da bir de eşine az rastlanır bir durum olarak her derdini uydurduğu manilerle anlatmaya başladı. Şöyle ki: “ Kaza yaptım duymadın mı? Bu söze uymadın mı?” gibi... 
K, ameliyat olduktan sonra kendini durduramadığını, böyle konuşmalar yaptığını ve titremeleri olduğunu söylüyor.

Kendisine yöneltilen sorulara bile manilerle cevap veren K'yi çevresi 'mahallenin neşesi' olarak görüyorlar." 

İRDELEMELER

Kaza öncesi K nasıl bir insandı? Neşeli, içe kapanık, sakin vb bilmiyoruz? Çevresi bu durumdan memnun olduğu için bu yeni durumu çevresel açıdan bir davranış sorunu vb olarak algılanmıyor. K'yi bu durumu ile kabullenmişler. Elbette burada çevrenin dar bir yaşam alanı, köy olmasının ve  herkesin birbirini tanımasının önemi yadsıyamayız. 

K büyük şehirde bir ev kadını olsaydı veya bir iş yerinde çalışıyor olsaydı durumu nasıl olurdu? Büyük bir olasılıkla, köydekinden çok daha farklı olabileceği, bu durumdan kurtulabilmek için doktor doktor vb gezebileceği, içe kapanabileceği ve  sosyal ortamlardan uzaklaştıkça da sorunlarının katlanabileceği gibi bir çok olumsuz seçenek aklımıza gelebilir.

Bir diğer olumlu seçenek de, K bu yeni özelliğini uygun bir  ortam bulup kullanabilirdi belki?

Bazı durumlarda ne kadar da az meraklı bir dünyada yaşadığımız düşünülebilir. 

Bu kadıncağız ara ara izlenmekte midir? 

Aradan bir yıl daha geçti, aynı durumu devam ediyor mu? Değişme varsa hangi yönde?

Mankenler vb kişilerden dedikoduların, zorla popüler yapılanların, beynimizi yıkayan haber ve programların vs yerini alabilecek o kadar çok konu var ki? 

K gibi değişimler yaşamış insanlar bilim ve dolaysıyla her birimiz için bir çok konuda yolumuzu aydınlatabilir(di).

*********
Bilimsel olarak izlenmiş ve yukarıdaki gibi "mikro" düzeyde değil, "makro" düzeyde bir beyin değişimi ile ilgili bir olgu:

Kısa ve müzikli video: https://www.youtube.com/watch?v=_hXPurgpx2o

İkinci olgu, bilimsel çevrelerde ve hepimizin de anlayabileceği gibi "beynin plastisitesi" için mükemmel bir örnek olarak ele alınıyor.

Umutlu olabilmek ve yaşama devam edebilmek için çok önemli bir olgu, değil mi?

Derleyen: A.Şükran Demiralp, 28 Nisan 2018

Not: Daha da aşağıda, "BEYNİN PLASTİSİTESİ" yazısından sonra video'nun fotoğraflı anlatımı var.

30 Nisan 2018: 
"BEYNİN PLASTİSİTESİ: 'Beyin Plastisitesi' veya 'Nöroplastisite / Nöral Plastisite'; beynin bağlantılarını düzenleme ya da yeni bağlantılar kurma yetisidir. NÖRAL PLASTİSİTE Doğumdan sonra beyin gelişimini şekillendiren süreç plastisite olarak adlandırılır. Sinir sistemindeki bağlantıların deneyimlere bağlı olarak düzenlenmesidir. Duyu sistemlerinin gelişiminde bu mekanizmadan söz edilebilir. Örneğin, görme duyusu; doğumdan itibaren var olan bir özellik olmayıp görme deneyimlerinin sonucunda şekil almaktadır."
Kynk: http://docs.neu.edu.tr/staff/ruveyda.bayramoglu/B%C4%B0O-105-3_3.pdf

9 Nisan 2018 Pazartesi

Tourette Sendromu Kılavuzu (TSK) - Hasta veYakınlarının Deneyimlerinden Bir Derleme; TS'de hep birlikte daha iyi hissetmenin ipuçları













ADHD / DEHB: Hiperaktivite ve Dikkat Eksikliği Bozukluğu
OKB   : Takıntılı – Zorlantılı Bozukluk

ADHD, OKB gibi bozukluklar TS'li bireyin ailesinde de bulunabilir.



Bazı ilaç deneyimleri:



SORULAR:

(1) Okulunuzdan ve varsa, devam ettiğiniz TS ile ilgili uzman(lar)dan BEP (Bireysel Öğrenme Planı) talep ettiniz mi?

(2) Siz ebeveyn olarak, kendinizi iyi ifade edebiliyor, sorunu doğru anlatabiliyor ve insanlarla etkili iletişim kurabiliyor musunuz?
(3) Rastgele denemeler rastgele sonuçlanır; eğer deniyorsanız, deneysellikten beklentiniz nedir?

Yeni katkılarımız ile devam edecek..


GENEL HATIRLAMA İÇİN:

Tourette Sendromu(TS) ÇOK GENİŞ BİR YELPAZEDE YER ALIR; İçinde OTİZM dahil bir çok bozukluğu da barındırabilir:


Attention Deficit Disorder (ADD): Dikkat Eksikliği Bozukluğu

Oppositional Defiant Disorder (ODD): Karşı Gelme Bozukluğu

Specific Learning Difficulties: Özgül Öğrenme Bozukluğu

Autism Spectrum Disorder: Otizm Spektrum Bozukluğu

Anxiety: Anksiyete

Attention Deficit Hyperactivity Disorder (ADHD): Dikkat Eksikliği ve Hiperaktivite Bozukluğu

Obsessive-Compulsive Disorder (OCD): Takıntılı- Zorlantılı Bozukluk / Obsesif - Kompülsif Bozukluk(OKB)

Gifted: Yetenekli

Sensory İntegration Disorder: Algısal Bütünlük Bozukluğu

Auditory Processing: Duysal İşleme

Depression: Depresyon

Ve  Kapak Resmi'ndeki (TIK) MERKEZE lütfen DİKKAT:


Tics and Tourette's Syndromes: Tikler ve Turet Bozukluğu yukarıda Türkçe'leri de yazılan olası durumların herbiri (ve belki henüz bilinemiyen vd) ile etkileşim halindedir.









Derleyen: A.Şükran Demiralp, 9 Nisan 2018, 2019

5 Nisan 2018 Perşembe

TEDAVİ NASIL OLABİLİR?



1965 -66 yıllar; anneannemlerin kaldığı kasabaya ziyaretlerimiz olurdu. Yaz tatilleri, ara tatiller gibi zamanlarda oraya giderdik.  Hatta babamın Ankara’ya tayini çıkığında, ilkokul birinci sınıfa da bu kasabada başlamıştım. Oradaki anılarımdan:

Sık sık şişen bademciklerimle yükselen ateşim, eve gelen doktorun muayenesi ve hastalık ilerlemesin diye hızla etkili olacak penisilinli iğne.

Ardından eve gelen kasabanın en uzun hanımlarından olduğu için Leylek lakabı takılmış iğneci Ayşe hanım. “Leylek Ayşe geliyor” dendi mi mahallenin çocuklarını bir telaş, oyunla karışık bir korku alırdı; beni de…  Bir taraftan iğneci Leylek Ayşe’nin yüzündeki ciddiyeti inceler, lakabına uyan işaretler bulmak için merakla izlerdim. O zamanlar aynı iğne bir çok kişide kullanıldığı için önce suda kaynatılarak dezenfekte edilir, sonra soğuması beklenir, o sırada sohbet edilir, sonra da kalçadan yapılan o penisilinli yakıcı iğnenin acısı tüm keyfimi kaçırırdı; annem, teyzem, anneannem beni sıkı sıkı tutarlar, Leylek Ayşe derin nefes almamı, kasılmamamı söyleyerek işini ustalıkla yapsa da canımın yanması kaçınılmazdı.

Bir başka hastalık sırasında, yine aynı penisilinli tedavi için Leylek Ayşe evimize gelecekti. Kapı çalınır çalınmaz, şiş bademciğime rağmen kaybetmediğim oyunculuğum ve enerjimle, doğru evin bahçesindeki dut ağacının üzerine hızla öyle bir tırmandım ki ben bile şaşırdım.  Beni ağaçtan hiç kimse indiremeyecekti. Bademciklerimin ağrısı iğnenin acısından daha hafifti.  Annemler dakikalarca dil döktüler. Hayır, beni ikna edemeyeceklerdi. ‘Hadi çıkın da indirin’ diyerek eğleniyordum da. Dakikalar sonra, “Leylek Ayşe gitti” dediklerinde, aşağı indim. Ve yine pusuda bekleyen iğne hedefe her zamanki gibi ulaştı.

Derin belleğime yerleşmiş bu çocukluk anılarıma şimdi başka türlü baktığımda, eve gelen sağlık hizmeti aslında ne kadar değerliydi. O zamanlar biraz oyun, biraz korku dolu dakikalar yaşatan bu anıların içinde, doktor ve hemşire aynı zamanda birlikte çay içtiğimiz, ailemizin tüm bireylerini tanıyan dostlarımızdı da.  Bu arada, ağaca çıktığım için de hiç kimse bana kızmamıştı.

Oliver Sacks’ın “Mars’ta bir Antroplog - 1994” kitabında da sağlıkçının, doktorun mesleğinin yaşam alanından bahseder.

Oliver Sacks: “… Babam doksan yaşında emekliye ayrılma muhasebesi yaparken ona ‘Hiç olmazsa ev ziyaretlerini bırak’ dedik. Şöyle cevap verdi, ‘Hayır ev ziyaretlerine devam edeceğim – onun dışındaki her şeyi bırakacağım.’

Özellikle derin değişime uğrayan kişiliklerin ve dünyaların keşfedilmesi muayenehanede veya tedavi odasında yapılacak bir şey değil. Fransız nörolog François Lhermitte bu konuda özellikle duyarlıdır. Hastalarını klinikte gözlemlemek yerine, onları evlerinde ziyaret eder, lokantaya ve tiyatroya götürür, birlikte dolaşmaya çıkar, mümkün olduğunca yaşamlarını paylaşmaya çalışır.”

Bu deneyimlerden etkilenen Oliver Sacks da hastalarını gerçek dünyalarında keşfetmeye çıkar. Kendini “nadir yaşam biçimlerini inceleyen bir doğa bilimci, biraz saha araştırması yapan bir antropolog, ya da nöro-antropolog, ama en çok ev ziyaretlerine giden, insan deneyiminin en uzak köşelerinde ev ziyaretleri yapan bir hekim” gibi hisseder.

İşte Oliver Sacks, yazdığı sinirsel şans etkeniyle oluşan başkalaşım öykülerini böyle derin incelemelerle oluşturmuştur.

2000 yılı sonrası ülkemizde de bir psikolog, depresyondaki genci evine gelerek yatağından çıkarır, birlikte adalarda gezerler, yemek yerler. O günden sonra tedavi süreci çok daha iyi gider. Gencin üniversiteyi bitirmesine daha iyi destek olur (Uçlarda Gezintiler, Pan Yayın).  

Oliver Sacks, “Hastanın dünya ile; diğer insanlarla / diğer bir insanla adamakıllı bir ilişki tesis edilmesi”nin önemine değinir. “Çünkü dünyadaki varlığımızı makul bir şekilde sürdürmemiz insan ilişkileri ile makul hale gelir. Dünyanın varlığını tümüyle hissetmek, insan olarak bir diğer bireyin varlığını tümüyle hissetmeye bağlıdır; insanların varlığı bizlere gerçekliği bahşeder; insansız kalmanın gerçek dışılığı ise bu gerçekliği bizden alır götürür; gerçekliğe, güvene ve güvencede olmaya dair hislerimiz, ciddi boyutta insan ilişkisine dayalıdır. Tek bir iyi ilişki, içine düştüğümüz sorun denizinde bize uzatılan bir can simidi, bir kutup yıldızı / bir pusula gibidir. İnsanlarla yakınlaşma iyileştiricidir. “


Derleyen:
A.Şükran Demiralp, 5 Nisan 2018



27 Şubat 2018 Salı

Araştırma konusu: KENDİNLİK

Her konuda olduğu gibi, Tourette_Syndrome_Turet_Sendromu da bu bozukluğa sahip olanların çok geniş bir kümesini içerir. Bu küme içinde, bu bozukluğa sahip olduğu halde, yaşamının hiç bir bölümünde çok önemli sorun yaşamamış ve/ya kısa dönemli sorunlar olsa da bunlarla baş edebilecek bireysel ve ortamsal koşullara sahip olabilmiş kişiler olabileceği gibi, sürekli artan sorunlara sahip kişiler ve de arada birçok değişik tablo olabilmektedir. Bu değişkenlik doğrudan aile, okul, arkadaşlar vbg ile başlayan genel çevresel koşullarla da çok ilişkilidir.  İşte herhangi kişilerin çevre ile etkileşimi, kendine bakışını da etkiler. Bazılarını ise daha farklı etkiler:


20 Mayıs 2018 - Araştırma-1: "Kohut, (kuramı ilk ortaya koyduğunda kendiliği (self), benlik (ego) içinde yer alan bir kendilik tasarımı (self-representation) -kişinin kendini algılayış biçimi ve kendisiyle ilgili imgeler bütünü- şeklinde düşünmüştür. İkinci kuramında ise kendilik, bir üst örgütlenme, “kişiliğin çekirdeği, algıların ve girişimlerin merkezi” şeklinde nitelendirilir ve tüm psikopatoloji alanına açıklama getirmeyi hedefler (Kohut 1977). Kendilik nesneleri (self-objects), kendiliğin bir parçası, bir uzantısı olarak algılanan nesnelerdir. Kendilik nesneleri; anne-baba, daha geniş anlamıyla da çocuğun yaşamında önem taşıyan, çevresinde bulunan kişilerdir (akt., Özen, 2011). Kendilik, basitçe tekil şahıs “ben”e karşılık gelmektedir (Cooley, 1968). Franzoi’ye göre kendilik, sosyalleşme ve olgunlaşma yoluyla edinilen, sembolik iletişim kurma ve benlik farkındalığın da bulunma gibi nitelikleri olan sosyal bir varlıktır. İnsan toplumdan kopuk olarak gelişemediği, ancak ve ancak sosyal bir bağlamda var olabildiği için, benliğin de sosyal bir varlık olduğu kabul edilmektedir (Sümer, 1999). Kendilik kavramı, kendi yaşam deneyimlerimizin algısı ve organizasyonu için bir çerçeve çizmektedir. "

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/382692

1 Şubat 2019 - Araştırma- 2: "Heidegger’in bize adeta “gör dediği”; benim kendimi tanıyıp, varlığımın yapısal koşulunun özünü anlamam gerektiği ile birlikte bu bağlamda, hem benim hem bazen başka Dasein’ların, hem de yine bazen o “hiç kimse olan” herkesin, hakikatle olan ilişkisidir. Dolayısıyla Heidegger’in vurgusu, hakikatle ilişkide hepimizin o hakikatin birer parçası olduğumuzdur. Heidegger düşüncesinde hakikat kavramının temel bir önemi bulunmaktadır. Çünkü “Heidegger hakikati -aletheia- ‘saklı olanın açılması’, ‘örtünün kalkması’, ‘açığa çıkma’ anlamında kullanmaktadır” (Çil, 2014, s. 516). Ben’i gerçekten özgür kılacak olan da başkalarıyla karşılaşmamda, başka Dasein’ları örtülü kalıplara hapsetmemek, saklı olanın açığa çıkabilmesi için “özlü düşünme”ye yönelmek, “özlü düşünme” sayesinde varlığı olagelmeye davet etmek ve varlığın çağrısına bir ses vermektir. “Düşünceleri hem hesap-kitap yapmayan, hem de Varolanın başkalığından belirlenen düşünme”yi “özlü düşünme” olarak adlandıran Heidegger, özlü düşünmeden uzaklaşan “hesaplayan düşünme”nin, “kendi gidişinin  Martın Heidegger’de “Birlikte Varolma” ve Daseın’ın Kendini “Herkes”de Yitirmesi plânlılığından yola çıkarak her şeyin üstesinden gelmek için” kendi kendini zora koştuğunu belirtmektedir. (Heidegger, 2009, s. 52). İşte bu zora koşuş da hakikatin önünde çıkılamayan bir yokuş oluşturmaktadır. Oysa ancak “özlü düşünme” sayesinde “sahih olarak varolan benliğin kendiliği ile serencam çokluğu içinde akıp giden benin özdeşliğini birbirinden ayıran ontolojik bir berzah söz konusu” olacaktır. (Heidegger, 2011, s. 137). "

http://dergipark.gov.tr/download/article-file/409598

A.Şükran Demiralp, 27 Şubat 2018

28 Ocak 2018 Pazar

Tourette Sendromu İle İlgili Yeni Haberler (mi)?

Bazı olaylar vardır ki nedense göründüğü sanılan kısımlarda bile bir çok nokta vs vs görünemez. 

Göstermek isteseniz de, birlikte görmek isteseniz de, ne yaparsanız yapın, yok, olmaz. Görünemez. 

Buradaki temel sorun gerçekten görünemediği midir? 

Yoksa başka neler olabilir?

Kısacası:


Derleyen: A.Şükran Demiralp, 28 Ocak 2018

Alıntı:
"Gen değişiklikleri Tourette Sendromu riskini artırabilir.
...............................................................................................

Tourette sendromuna katkıda bulunan risk faktörleri iyi anlaşılmamıştır. Muhtelif genetik ve çevresel faktörler muhtemelen bu karmaşık bozuklukta rol oynar. Araştırmacılar doğum öncesi ve sonrası oluşan faktörleri inceliyorlar.

Potansiyel altta yatan nedenleri araştırmak için, uluslararası bir işbirliği, Tourette sendromlu kişilerin genetik bir analizini gerçekleştirdi. Araştırma ekibi Drs tarafından yönetiliyordu. Massachusetts General Hospital'daki Jeremiah Scharf; Los Angeles'taki California Üniversitesi'nde Giovanni Coppola; Florida Üniversitesi'nde Carol Mathews; ve Purdue Üniversitesi'ndeki Peristera Paschou. Çalışma kısmen NIH Ulusal Nörolojik Bozukluklar ve İnme Enstitüsü (NINDS) ve Ulusal Akıl Sağlığı Enstitüsü (NIMH) tarafından finanse edildi. Sonuçlar, 21 Haziran 2017'de Neuron'da yayınlandı.

Ekip, 2.400'ü aşkın Tourette sendromlu kişiyi 4000'den fazla sağlıklı kontrol ile karşılaştırdı. Genlerin genetik kodundaki değişiklikler üzerine odaklanarak, gen bölümlerinde delesyonlar veya duplikasyonlar meydana geldi. NRXN1 genindeki silinmeler veya CNTN6 genindeki duplikasyonlar, artmış Tourette sendromu riski ile ilişkilendirildi. Çalışmada, Tourette sendromlu 100 kişiden 1 kadarı bu varyantlardan birini taşıyordu.

NRXN1 ve CNTN6, beyin gelişiminde önemlidir. Bu genler, beyin hücrelerinin birbirleriyle bağlantı kurmasına yardımcı olan moleküller üretir. Buna ek olarak, duyguları işleme ve harekete geçen beynin bölgelerini birbirine bağlayan bir beyin devresinin parçası olan alanlarda iki gen devreye girer. Araştırmalar, bu beyin devresindeki hataların Tourette sendromunda rol oynayabileceğini gösteriyor.

NRXN1 ve CNTN6'nın Tourette sendromunun gelişimini nasıl etkilediğini ve potansiyel tedavi hedefleri olup olmadıklarını öğrenmek için daha fazla araştırmaya ihtiyaç vardır.

"Çalışmamız buzdağının bu bozukluğun altında yatan karmaşık biyolojik mekanizmaları anlama ucu. Genetik araştırmalardaki son gelişmelerle birlikte, Tourette sendromunda yer alan birçok geni tanımlama aşamasındayız "diye açıklıyor Scharf.

NINDS program direktörü Dr. Jill Morris, "Tourette sendromunun çok güçlü bir genetik bileşeni var ancak nedensel genlerin tanımlanması zorluyor" diyor. "Tourette sendromunda yer alan genleri bulduğumuzda ve biyolojisi hakkında daha fazla bilgi sahibi olduğumuzdan, hastalıktan etkilenen çocuklara yardımcı olmak için tedaviler geliştirme nihai hedefimize yaklaşıyoruz."

Çeviri: Google
11 Temmuz 2017
Kaynak: https://www.nih.gov"


3 Ocak 2018 Çarşamba

SORUNUN NE KADARI TOURETTE SENDROMU(TS)?


ÖYKÜ

20 - 22 yaşlarında TS’li bir oğlu olan yurt dışında yaşayan bir aileden söz edeceğim. Oğlunun yoğun vokal tikleri nedeni ile yıllardır beni zaman zaman telefonla arar. Oğlu bazı okullardan atılsa da sonunda lise dengi bir okulu bitirdi. Bir yüksek okula devam ediyordu. Bir iki gün önce bu okuldan da devamsızlık nedeni ile kaydı silinmiş.

OKULA NEDEN DEVAM EDEMEDİ?

Annesi:
“Oğlum otomobil kullanmaya çok meraklıdır. Babası ona oldukça lüks bir otomobil aldı. Kız arkadaşı da varken keyfi yerindeydi. Böyle keyifli zamanlarda tikleri de pek rahatsız edici olmaz. Ancak bir süre sonra,  otomobilini bizden habersiz satmış. Şöyle; daha lüks bir otomobil satın almak için bir fona para yatırdığını söyledi. Kazanınca da daha lüks bir otomobil aldı?  Yeni otomobilinden sonra çevreye çok borç yapmaya da başladı. Daha önce her şeyi paylaşan dürüst karakteri sanki tamamen değişti. Kız arkadaşı da onu terk edince, şimdi saatlerce bağırıyor. Eşim ve kız kardeşi de evi terk ettiler. Ben de nasıl dayanacağımı şaşırdım. Okula da bu durumda gidemeyince kaydını sildiler. Şükran hanım, şimdi ben ne yapacağım?”

NE YAPABİLİR?

Öncelikle, bulunduğunuz ülkede Tourette Kliniği olduğunu söylemiştiniz, başvurunuz. Bir süre sakinleşmesi için geçecektir. Daha sonra da kesinlikle çocuğunuzun her istediğini önüne koymayınız.  Bu gibi konularda hem sizin hem oğlunuzun güçlenmesi gerekiyor. Gerekli desteği klinikte size vermeleri beklenir. Umarım, devam edebileceği bir okul bulmanıza ve devamının sürekliliğine de destek olurlar.

Sizce burada sorunun ne kadarı TS olabilir?


Aşırı tüketmeye yönelten her istediğini önüne koyma hiç bir zaman sorun çözemez, yeni sorunlar üretir.


A.Şükran Demiralp, 03-01-2018

28 Kasım 2017 Salı

GÖNÜLLÜLÜK Bir Elbise Değil ki?

GÖNÜLLÜLÜK! 04-03-2018'de gözden geçirildi ve eklendi.
İşin ucunda hiç bir şey olmasa da bunu yine yapar mıydınız? Veya, bunu yaparken öyle bir durumla karşı karşıya kalmış olun ki; karşınızdaki kişiye çok iyi gelecek, ama sizi belki de hedefinizden bi parça uzaklaştıracak; yine de karşınızdaki yardıma muhtaç kişiye el uzatabilir miydiniz?
Günümüzde, GÖNÜLLÜLÜK ismi her yerde geçiyor; sayılarca ve sayılarca gönüllü kuruluşlar var!
Peki, gerçek anlamda GÖNÜLLÜLER mi çoğaldı?
BİR ARKADAŞIMIZIN GÖZLEMİ: "Otobüste önümde iki genç konuşuyorlar. Tıp fakültesi öğrencileri olduğunu duyuyorum. ABD'ye gitmeyi planlıyorlar. Bunun kolaylaşması için bir gönüllü projede görev almayı düşünüyorlar. Şöyle ABD ile bağlantılı hasta ve yakınları ile ilgili hocalarının önerileri olmuş..."
Yaklaşık tablo şöyle: "Eğer X derneğinde, Y kuruluşunda vbg.. GÖNÜLLÜ olursam, çevrem genişler, daha çabuk, daha kaliteli ........... SAHİBİ olabilirim."
M.Demiralp: “Günümüz dünyasında iyilik yapan ya da daha doğrusu yapıyor görünen çoğu kişi maalesef bunu bir yatırım olarak yapıyor.”
Gönüllülük, bir zamanlar hesapsız kitapsız gönülden gelen, sanki doğaçlama en güzel güdülerden değil miydi?
Yani, yolda yere düşen birisini gördüğümüzde, "ona yardım etmek bana nasıl çıkar sağlayabilir ?" demeden,
veya, "yardım edeceğim kişi benimle aynı X derneğinden mi, Y
kuruluşundan mı, vbg..?" diye hesap yapmadan, elinden tutmak, onu kaldırmak; "bak yanındayım devam et.." demek isteriz değil mi?
Evet, evet, sanki her birimizde doğal olarak varolan böyle(ydi) sanki?
Böyleyse, ne oluyor da sonradan başka tür Bİ ŞEYE :-( dönüşebiliyor?
Bir tıp öğrencisinin açıklaması: "ABD'de SAT isimli bir üniversitesi sınavı mevcut, hatta bazı fakülteler için bitirme sınavları da bulunuyor. Amerikan sisteminin bizdekinden farkı şudur: öğrencinin lisedeki notları, sıralaması ve giriş sınavında aldığı puan dışında yaptığı çalışmalar, ilgilendiği spor ve sanat dallarında edindiği başarılar da değerlendirilir. Öyle ki siz profesyonel olarak bir spor dalı ile uğraşmıyor veya mükemmel bir atılım gerçekleştirmediyseniz SAT'de tam puan alsanız dahi Ivy League içinde geçen Harvard gibi okullardaki çok rağbet gören bölümlere giremeyebilirsiniz."
Benim görebildiğim şu; artık elimizde DEĞERLİ ne varsa her şey herhangi bir başka projenin aracına dönüştürülüyor gibi!
SONUÇ: Hırs, ünvan, zevk odaklı bağlılık ve bağımlılıklar ve de dayatılan öğrenmeye kapalı yaşam koşulları; ÖZGÜRLÜKLERDEN, yani MERAK ETMEKTEN, irdelemekten VAZGEÇMEK = Sadece ve sadece günümüzdeki başarı (!) denen şeye İNDİRGENMİŞ BİR YAŞAM!
Hiç bir amaç kurnazca gönülleri sömürmeye DEĞMEZ.
KURNAZLIK, evrensel bir APTALLIKTIR. Çünkü, tüm EVRENSEL DEĞERLERİN İÇİNİ BOŞALTIR.
Sonra? ...
Sizce de öyle ise ÇÖZÜM için ne yapalım?
Bence, öncelikle, kurnazlığı zeka sanarak onurlandırmaktan vazgeçelim; çünkü gerçekten APTALLIK.  
A.Şükran Demiralp, 29/11/2017

Gönül kazanabilmek.




El ele vererek güçlenebilmek... Evet, o güçlenirse, ben de, sen de güçlenebiliriz.
Herhangi bir arka hesap olmadan elinden tutabilmek, el ele gönül gönüle olabilmek.