24 Aralık 2018 Pazartesi

Türkiye'den WHO'ya bir Sesleniş

WHOThe World Health Organization ; Dünya Sağlık Örgütü 

Çevresel Etkenler Üzerine
Tourette Sendromu (TS) ile ilgili yaptığımız birçok araştırma, deneyimlerimiz ve başka deneyimlerden edindiğimiz gözlem sonuçlarına göre bilim aşağıdaki sınıflandırmaları bir kişideki TS için yapabilir:
1.       Hareket bozuklukları ağırlıklı mı? Bunların ne kadarı genetik kaynaklı?
2.       Zihinsel karmaşa ağırlıklı mı? Zihinsel karmaşanın nedeni TS’e eşlik eden ADHD, OKB gibi bozukluklar mı? Bunların ne kadarı genetik kaynaklı?
3.       Çevresel etkenler ağırlık mı? Öyleyse, çevresel etkenler herkes için geçerli ve diğer her şeyle (1, 2 dahil) etkileşimli değil mi?
Temel sorun, en önemli etken olan çevre’yi (madde 3) çözümün merkezi olarak ele almamak. Dolayısıyla ağırlıklı olarak ilaç kullanımı vb üzerine odaklanan iyileştirme yöntemleri de etkili değil.
Çevre’yi ve ani çevre değişimlerini ihmal edip, diğer seçeneklere yoğunlaştığımızda giderek toplumdan uzaklaşan bir model yaratıyoruz.
Nöroetik, kişinin “Sosyal Benliği”ne, “Ben”in diğer “benler”le nasıl etkileşim kurduğuna değinir. “Ben”i diğer “benler”den ayırdığımız zaman “sosyal ben”liğimizi yok ediyoruz. Çünkü sadece ilaç kullanımı da, sedatif etki, kişilik değişimi, ani atak davranışlar gibi nedenlerle “ben”i diğerlerinden uzaklaştırıyor. “Ben”im temel sorunum zaten diğerlerinden uzaklaşmaktı. “Sosyal ben”liğim yoksa, “ben” neyim?
En olumlu sonuçları öncelikle çevre “ben / biz”im ihtiyaçlarım(ız)a yaklaştığında ve o konum dengeli sürdürüldüğünde alabiliriz.
Bu şu demek:
Önce benim karnım doyacak, soluk alabileceğim, barınabileceğim, cinselliğimi yaşayabileceğim. Sonra, arkadaşlarımın olabileceği, yeteneklerimi farkedip kullanabileceğim vs ortamlara ihtiyacım var. Bunları elde etmem için kimseye ödün vermem gerekmiyor; çünkü “ben”im düşüncelerimi özgürleştirecek akla ve gerçeklere kavuşabilmem için bu temel ihtiyaçlar koşulsuz varolmalı. Bu dünyayı değiştirelim. Çünkü temel ihtiyaçları kullanarak beyinleri kendi amaçlarına göre yıkıyor ve bağımlılıklar yolu ile temel ihtiyaç olmayan şeyleri de temel ihtiyaç gibi algılatıyor. Uyuşturucuları serbest bırakmak kişisel özgürlükler anlamına gelmez. Düşüncelerimizi özgür bırakabiliyor musunuz? Seçimlerimiz gerçekten bizim mi? Her yer beyin yıkayıcı dolu. Yani, kısacası, benim “ben”i bulabilmem sadece antidepresan, antipsikotikler vs ile çözülecek basitlikte değil. (Bu son tümce Oliver Sacks’ın “Uyanışlar” adlı kitabından esinlenildi.)


Madde 3 uygulandıktan sonra, hâlâ ihtiyacı olan kişilere 1. ve / veya 2.maddelere göre ilaçlı vb tedaviler devreye girebilir. Gerçekte hepsi çevre ile etkileşimlidir.
Neden aynı kişi bazı yaşam kesitlerinde oldukça “iyi” iken, diğer bazılarında “kötü”leşebiliyor?
Örneğin, aşağıdaki olgularda üniversiteleri başarıyla bitirebilen TS’li gençleri okul arkadaşları, öğretmenleri anlayışla karşılayabilmişler. Peki, ya en önemli sağlık kurumları ve bazı uzmanlar ne yapmış?
Buyurunuz: Aynı hastaneye farklı yıllarda benzer nedenle sevk edilmiş iki TS’linin öyküsü. 2000 yılı öncesinden 2000 yılı sonrasına aktarılmış bilgi, araştırma ve deneyim birikimini göremiyoruz: https://asukrandemiralp2.blogspot.com/2016/05/farkindalik-aylari-ne-icin-olmal-ve-de.html
İyileşme, bireyin yetenek ve becerilerini geliştirerek kendi ayakları üzerinde durmak için çaba göstermesi demektir. Bu ise, ancak ve ancak, ihtiyaca uygun bir çevre içinde olasıdır.
Temel ihtiyaçlardan sonra, en önemli ihtiyacımız,  duygu durumlarımızı dengede tutabilecek bir bilince ulaşmak olabilir. 
Yukarıda belirtilen üç maddeden üçüncüsü böyle bir çevreyi; onun sunduğu hoşgörü dahil değer katıcı tüm olanakları içerir. Bilim insanları, kurumlar ve çoklu medya, üçüncü maddeyi geri plana itip, bir ve ikinci maddeyi ön plana çıkarırlarsa iyileşmeye değil, bireyin işlevsizliğine neden olurlar. İşlevsizlik öz güveni tüketir.
Halbuki yüzyıllardan günümüze olagelen gerçek ne?
Farklılıklarına rağmen yeteneği ön plana çıkabilmiş birçok insanın arkasındaki şey çevresel güçlü destekler değil mi?
O zamanlar TS bilinmediği halde, şimdi TS’li olduğu düşünülebilen Samuel Johson’ın dil konusunda araştırmalara, Mozart’ın müziğe, Oliver Sacks’ın kitabındaki TS’li cerrahın Tıp’a vs yönelmesindeki etken, kendilerini üretken ifade edebilmelerini sağlayan uygun çevre koşullarından başka bir şey değildir.
Daha iyi bir çevre için, daha sağlıklı düşünebilen insanlara ihtiyacımız var. Bunun için de koşullamayan bilim ve sanat merkezleri, beyinlerimizi yıkamayan kitle iletişim araçları, içimizdeki “mantıksız enerjiyi” yönlendirebileceğimiz doğal spor alanları, yürüme yolları, ağaçlar, önce içebileceğimiz ve sonra yüzebileceğimiz temiz sular vb istiyoruz.
Hastanelerin bizi iyice hasta etme olasılıklarının temizlenmesini, tüm dünyada barışa giden yollar açılmasını istiyoruz.
Bir taraftan Yemen’de vb açlıktan, bombadan ölen çocuklar, diğer tarafta tüp bebek uygulamaları. Popüler bir bilim insanı (!)  Y. Harari: “Yemen terörist”, “dünyada pek açlık kalmadı” der. Bir başka bilim insanı (!), David Eagleman: “soykırımı” belgesiz bazı ülkelere yapıştırmaya çalışır. Bu tür kitaplar beyin yıkayıcı olabiliyor. Böyle “saklı içerikli” kitaplar yazan bilim insanı etiketli küresel ünlüler istemiyoruz.
Prof. Dr. Iona Kuçuradi “Bilimce her yapılabilecek olanın” ne olursa olsun diyerek “yapılmaması” gerektiğini belirtiyor. Hırs ve inattan arınmış bir insanlık istiyoruz.
Ve daha iyi bir çevre için hedefimiz insanların birbirleri ile ilgili önyargılarını kırabilmelerinin yolunu açabilecek olan merak, bilimsel ve etik değerler bilgilerinin yaşama geçirilmesidir.
Gen – çevre – kültür etkileşimlerinin de artık farkındayız değil mi? 
Neden WHO bu konularda etkili değil?
Bir şiir:
Bilim ve Etik Ne?
Bilim kategorize ettikçe bizi *
Projeleri için veri toplar.
Toplasın da, sonrası?
Hastalık etiketi yapıştırıldı alnımıza, *
Hasta olan ünlüler yetenekleri ile konuldu karşımıza.
İhtiyacımız olan yıkıcı rekabet değildi!
Peki, bizim yeteneklerimiz ne kadar önemsendi?
Bir “farkındalık” şarkısı söylenir oldu şimdilerde;
“Farkettik ve ettirdik”.
İyi de…
Ne oldu şimdi?
A.Şükran Demiralp
* :
Her şeyden önce, dengeli ve etik bir bilim anlayışı. Artık çok gecikmeden; 21.yüzyıldayız ve bir de yapay zekalara da rol model olacağız değil mi?
Professor Dr. Betül Çotuksöken: “Bilim için uzman bilgisi gerek koşul, Etik değerler bilgisi ise yeter koşuldur.”
A.Şükran Demiralp – Oğuz Demiralp,  24 Aralık 2018

References:
2)      Dünyada bu konuda bir ilk olabilir: Oğul – Anne ve Baba’nın yaşam kesitlerinden bir kitap; “Uçlarda Gezintiler – Tourette Sendromu İle yaşamak”: https://asukrandemiralp1.blogspot.com/2012/06/farkllklar-anlayabilmek2.html
4)      https://www.cambridge.org/core/journals/acta-neuropsychiatrica/article/neurophilosophy-of-epileptic-experiences/19188ED9FB7AB887B0464CEFF70CBDFC
15)    https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC4381438/
16)    https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5403589/, https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC5403589/#R71
17)    Bu düşünceyle, araştırmacılar gen-çevre etkileşimlerinin etkilerini düşünüyor. Nörogelişimsel bir bozukluğa doğru hafif genetik eğilime sahip bir çocuk, çevresel “darbelerin” yokluğunda klinik olarak ölçülebilir anormallikler olmadan gelişebilir.”:  https://www.ncbi.nlm.nih.gov/pmc/articles/PMC1367862/

4 Kasım 2018 Pazar

DBS (Derin Beyin Stimülasyonu / Uyarımı) ve Nöroetik

Derin Beyin Stimülasyonu (DBS), kronik olarak implante edilmiş elektrotların beyinde derinin uyarılmasını içerir ve striatumdaki dopamin nöronlarını etkileyen nörodejeneratif bir hastalık olan Parkinson Hastalığı'nın tedavisi için FDA onaylıdır. DBS ile nöromodülasyon çoğu zaman çok daha iyi yaşam sürdürebilmesine izin vererek bu hastalarda motor fonksiyonunu geri yükler. Ayrıca tedaviye dirençli depresyon, OKB, bağımlılık ve diğer nörolojik ve psikiyatrik sorunlar için tedavi olarak araştırılmaktadır. Her ne kadar DBS, nörolojik hastalıklardan muzdarip birçok insan için bir nimet olsa da, evlat edinilmesinden kaynaklanan birtakım şaşırtıcı sorunlar vardır. Birincisi, beyin cerrahisi ve bir stimülatörün kalıcı olarak implantasyonu gerektiren yüksek derecede invaziv bir tedavidir, bu da gerçek bir zarar verme olasılığını ve maliyet / fayda değiş tokuşlarını sorgular. Bu, bilim adamlarının, tedavinin ne zaman işlediğine dair çok az mekanik anlayışa sahip olmaları ve tedavi rejimleri ve elektrot yerleştirmenin, bilimden ziyade sanat tarafından daha fazla belirlenmeye eğilimli olması gerçeğiyle birleşir. Bazen DBS duygudurum değişiklikleri, hipomani veya mani *, bağımlılık davranışları veya hiperseksüel davranış gibi sıra dışı yan etkilere neden olur. Bir vakada, geniş kapsamlı müzikal zevklere sahip bir hasta, uyarılma sona erene kadar devam eden Johnny Cash'in müziği için bir fiksasyon geliştirdi (Mantione, Figee ve Denys 2014). Bildirilen diğer vakalar kişiliğindeki değişiklikleri içermektedir. Bu alandaki etik sorular, kişisel kimlik ya da “kim olduğunu değiştirmek” açısından sıklıkla tartışılan ruh halini ve / veya kişiliğini değiştiren yollara müdahale etmenin etiği etrafında dönmektedir.

Literatürden elde edilen en önemli örneklerden biri, müdahalesi olmayan, Parkinson Hastalığı'nın neden olduğu ağır motor disfonksiyonu nedeniyle yatalak ve hastaneye yatırılması gereken bir hastayı anlatmaktadır (Leentjens ve ark. 2004). DBS, motor belirtilerinde belirgin bir iyileşme sağladı, fakat aynı zamanda kurumsallaşmayı gerektirecek şekilde, onun, tedavi edilemeyen manik olmasına neden oldu. Böylece, bu talihsiz adam, yatalak ve katatonik ya da manik ve kurumsallaşmış arasında seçim yapmak zorunda kaldı. (Uyarılmamış haliyle) uyarımı sürdürmek için seçim yaptı (edebiyat, uyarılmış kişinin kendi içinde bir arada bulunup bulunmadığını belirtmez). Bu durumda olmasa da, hastanın, uyarılmamışken kronik stimülasyona gireceği, ancak stimülasyon altında iken, başka bir şekilde seçeceği bir durumu hayal edebiliyordu (ya da tersi ). İkilemler veya paradokslar için olasılık, örneğin, var olabilecek insanlar tarafından farklı bir şekilde değerlendirilen iki potansiyel sonucun değerini belirlemeye çalışırken ortaya çıkacaktır. Hangi kişiye (ya da hangi durumda devlete) öncelik vermeliyiz? Ya da, daha da şaşırtıcı: Eğer kişinin “kimliği” (anlatı veya sayısal) gerçekten de tedaviden geçiyorsa, bir kişiye bir prosedüre rıza gösterme veya uygulamada farklı bir kişiyi etkileyen bir sonucu seçme yetkisi vermeliyiz? Bunun gibi DBS vakaları gelecek yıllarda nöroetik uzmanlar için yem sağlayacaktır.
Beyin işlev bozukluğunu (ve özellikle psikiyatrik hastalıkları) tedavi etmek için geliştirilmiş birçok nöroteknolojinin, insan ajansı ile ilgili olarak düşündüğümüzün bazı yönlerini etkileyen birincil veya yan etkileri vardır. Bu nöroteknolojiler ile ortaya çıkan etik konular, 1) kendimizi veya kurumumuzu nasıl etkilediklerini belirlemek; 2) Bu etkiyi (ya da ajansı etkileme yeteneği) hangi değeri, pozitif ya da negatif olarak vermeliyiz; ve 3) Negatiflere karşı olumlu kazanımlar nasıl tartılır. Ortaya çıkan bir konu, bu tür analizleri etkili bir şekilde gerçekleştirmek için ajans unsurlarının yeterince açık bir anlayışına sahip olup olmamamızdır (Roskies 2015b). Dahası,
Son olarak, DBS yanı sıra nöral protezler ve BCI'lar başka bir nörolojik sorun çıkarır: insanlık anlayışımız ve makinelerle ilişkilerimiz. Bazıları, bu teknolojilerin bir kişiyi insandan başka bir şey haline getirerek bir cyborg'a dönüştürdüğünü iddia etmektedir. Bazıları, bizim türümüzün teknolojilerle icat etmemiz ve geliştirmemiz için sahip olduğumuz karakteristik disiplinin etik olmayan bir doğal uzantısı olduğunu düşünürken (Clark 2004), diğerleri biyo-sibernetik bir organizmanın yaratılmasının insanlığın doğası veya değeri hakkında sorunlu sorular doğurduğundan korkmaktadırlar. Kendilik veya Promethean dürtüleri ile ilgili sınırlar (Attiah ve Farah 2014; Sandel 2009).
Kaynak: Stanford Üniversitesi'ndeki bir makaleden Google çevirisi


Food and Drug Administration (FDA).

 FDA, Amerika Birleşik Devletleri'nin Sağlık Bakanlığı'na bağlı; gıda, diyet eklentileri, ilaç, biyolojik medikal ürünler, kan ürünleri, medikal araçlar, radyasyon yayan aletler, veteriner aletleri ve kozmetiklerden sorumlu bürosudur. 

DBS ile ilgili diğer linkler:

https://asukrandemiralp2.blogspot.com/2016/09/derin-beyin-stimulasyonudbs-deneyimi.html

https://asukrandemiralp2.blogspot.com/2016/08/tourette-sendromunda-derin-beyin.html


27 Ocak 2019'da eklendi:* " Derin beyin uyarımı sonrası gelişen manik nöbet
...........

ÖZ:  Subtalamik nükleusun derin beyin uyarımı (DBU), Parkinson hastalığının belirtilerini hafifletmek için etkili bir yöntemdir; ancak bu tedavinin bazı psikiyatrik yan etkileri olabilmektedir. DBU sonrası görülen mani, depresyon, özkıyım girişimleri, bilişsel sorunlar olası psikiyatrik yan etkilerdendir. Bu etkilerin ortaya çıkma düzeneği tam olarak anlaşılamamıştır. Aşağıda Parkinson hastalığı (PH) tedavisinde DBU uygulaması sırasında multidisipliner yaklaşımın önemine dikkat çekmek amacıyla, 73 yaşındaki daha önce psikiyatrik bozukluk öyküsü olmayan Parkinson hastasında DBU uygulanması sonrası gelişen mani kliniği ve tedavisi tartışılmıştır. (Anadolu Psikiyatri Derg 2016; 17(3):64-67) Anahtar sözcükler: Derin beyin uyarımı, manik nöbet, Parkinson hastalığı
......

OLGU: On iki yıldır PH olan 73 yaşında erkek hasta - beyin cerrahisi bölümünde altı ay önce bilateral STN; Subtalamik nükleus DBU; derin beyin uyarımı uygulanmış...-, 20 gündür süren peygamber olduğu düşüncesi, zehirlenme korkusu, sinirlilik, uykusuzluk, çok konuşma, hareketlilik ve cinsel istekte artış yakınmaları nedeniyle yakınları tarafından acil servise getirildi. Yapılan ilk ruhsal muayenede çağrışımları dağınıktı. Düşünce içeriğinde peygamber olduğu ve yakınlarının yemeğine zehir koyduğu şeklinde sanrılar vardı. Duygulanımı irritabldı. Psikomotor aktivitesi artmıştı.
..........

Alınan öykü ve yapılan incelemeler sonrasında bunama dışlandı. Özgeçmişinde psikiyatrik bozukluk öyküsünün olmadığı öğrenildi. Ailesinde psikiyatrik bozukluk öyküsüne rastlanmadı, babasının da PH olduğu öğrenildi.
............
SONUÇ PH’de DBU uygulamasının oldukça güvenli olduğuna ilişkin veriler olsa da, sonrasında psikiyatrik yan etkiler ortaya çıkabilmektedir.14 Bu nedenle DBU uygulanması planlanan hastaların operasyon öncesinde ve sonrasında psikiyatrik açıdan yakından izlenmesi önem taşımaktadır. " Kaynak: https://www.ejmanager.com/mnstemps/91/apd_17_13_19.pdf?t=1548417648


3 Kasım 2018 Cumartesi

BİLİMSİZ; ETİK DIŞI REKLAMLAR İLE NEREYE KADAR?

Standart tanı ve tedavi istatistiklere göre konuyor.
İstatistiklere göre, Tourette Sendromu her kesimde, her ülkede; kültürde, ırkta vb benzer oranlarda görünüyor.
Bu istatistiklerin çoğu ise gelişmiş (!) dediğimiz ABD, AB kaynaklı.
Örneğin, ülkemizde yıllar önceden beri bu konuda yapılan bir istatistik bulamadım. ABD ve AB kaynaklı olanları genellemekle yetiniliyor olabilir?


Peki bazı NADİR DURUMLAR için nasıl bir açıklama getiriliyor. Örneğin ÇİN'de neden oran diğerlerine göre çok düşük?
İp uçları nadir olanda saklı olabilir değil mi?
ABD'deki Tourette'li Dr. PH'nin yaşadıkları ve az gelişmiş ortamdakilerin yaşadıklarını karşılaştırma ne derece doğru?

A.Şükran Demiralp, 4 Kasım 2018

Sadece ilaç vb yöntemler yetmiyor, çabuk tükeniyor. 

Öyle ise  "Tedavi" geniş açıdan ele alınmadıkça, bize sadece eldeki bazı vakalar övünçle(!) sunulup, bazı vakalar da sanki o sıkıntıyı yaşayan(lar)ın suçuymuş gibi sunuldukça bu zavallı dar bakış önce sıkıntıyı yaşayan bireyde ve diğer insanlarda korkunç bir yanılsama yaratmaya devam edebilir. Taaa ki çoğunluk "aferin"lerle oyalanıp oylamayı bırakana dek.

A.Şükran Demiralp, 29 Ekim 2014, 


İlk paylaşım:  https://www.facebook.com/TSTikTakHip/




Bir olgu üzerinden irdeleme: https://asukrandemiralp1.blogspot.com/2018/09/sadece-basari-oykuleri-ile-bilim-olmaz.html


Devam edecek...

25 Ekim 2018 Perşembe

İlaç - Besin Etkileşimleri Araştırma - 3

"İsçioğlu F, Ova G, Duyar Y, Köksal M. Üniversite öğrencileri arasındaki enerji içeceği tüketimi ve bilinci araştırması. Acad Food J 2010; 8(5): 6-11.
• Ege Üniversitesinden gönüllü 500 öğrenci üzerinde yapılan bir çalışmanın sonucuna göre öğrencilerin %78’inin hayatında en az bir kez enerji içeceği tükettiği belirlenmesine rağmen öğrencilerin %69’luk kısmının enerji içeceğinin içeriği hakkında herhangi bir bilgisi olmadığı tespit edilmiştir.
• Enerji içecekleri’nin neden tercih edildiği sorusuna ise, öğrencilerin %43’ü enerji içeceğini uyanık kalmak, %61’i alkol ile kokteyl yapmak amacı ile tükettiğini, %35’i lezzeti için tükettiklerini ifade etmişlerdir.
• Enerji içecekleri’nin alkolle beraber tüketilmemesi gerektiği ürün etiketlerinde yazmasına rağmen öğrencilerin %58 'i enerji içeceğinin üzerinde herhangi bir uyarı olmadığını belirtmişlerdir.

Enerji İçecekleri İçeriği
 • Stimülanlar – Kafein – Guarana – Yerba mate (Kola çekirdeği) – Paraguay çayı ve yeşil çay gibi doğal kafein içeren maddeler
• Şeker ve tatlandırıcılar
• Vitaminler (B1, B2, B6 B12, C vit, niasin, pantenoik asit vb)
• Inositol
• Magnezyum, potasyum gibi mineraller
. Aminoasitler (örn Taurin, L- Carnitin)
• Bitkisel takviyeler (ginkgo, echinacea ve ginseng)
• Bazılarında cinsel güç arttırıcılar (sildenafil vb)
• Bazılarında Alkol – Örn % 9.9 oranında alkol içeren 700 ml’lik Joose adlı enerji içeceğinde 3 biraya denk gelen alkol ve 8 fincan kahveye denk kafein bulunmaktadır.

Taurin:
• Vücutta protein metabolizması sonucu oluşturulan doğal bir amino asittir. Methiyonin ve sistinden türetilen sülfür türevi bir aminoasittir.
• Doğal bir amino asit olan taurin vücutta 40-400 mg arasında bulunurken Eİ’nde 1000 mg bulunmaktadır.
• L-Taurin L-Arjinin ile birlikte Nitrit Oksit miktarını arttırarak kaslara giden kan dolaşımını arttırdığı için sporcular tarafından kullanılıyor.
• Taurinin, beyinde en önemli inhibitör nörotransmitter olan gama amino bütirik asidi etkileyerek anti-anksiyete ajanı olma gibi bir özelliği de bilinmektedir.

Guarana:
• Güney Amerika’da yetişen ‘Paullinia cupana’ bitkisinin tohumlarından elde edilen uyarıcı özelliği olan bir maddedir.
 • Yüksek oranda kafein, teobromin, teofilin ve tanin içermektedir.
• 1 gram guarana ekstratı yaklaşık 40-80 mg kafein içermektedir. Fakat guarana içeriğindeki kafein miktarı, enerji içeceğinin etiketindeki kafein içeriğine dahil edilmemektedir.

Ginseng:
• Pek çok çeşidi olmasına karşılık, yüzyıllardır Asya’da hafızayı ve kuvveti geliştirmek için kullanılmıştır. Araştırmaların bir çoğu Asya veya Kore ginsengi olarak bilinen ‘Panax Giseng’ üzerine yoğunlaşmıştır.
• Ginsenoside aktif maddesinden oluşmaktadır. Bu aktif bileşenin antiinflamatuar, anti-oksidant ve anti kanser etkileri bulunmaktadır.
• Bitki ilaç etkileşimi söz konusu olabilmektedir. Antidiyabetik ilaçlarla birlikte alındığında, hipoglisemi riski bulunmaktadır. Ayrıca diyare, vajinal kanama, şiddetli baş ağrısı, Stevens-Johnson sendromu gibi ciddi yan etkileri de olabilmektedir. Bu nedenle diyabet ilacı kullananlar ile diğer risk grubundaki kişilerin ginsengi tek veya enerji içeceği olarak tüketiminde dikkatli olmaları gerekmektedir.
• Ginseng, antidepresanlarla beraber kullanıldığında, serotonin sendromu ve maniye neden olabilir.
• Ayrıca antipsikotik ilaçların ekstrapiramidal yan etkilerini daha da artırabilirler.

Yohimbin:
• Oldukça güçlü bitkisel bir stimulan olup afrodizyak özelliği nedeniyle erektil disfonksiyon tedavisinde kullanılmaktadır.
• Ayrıca antideprasanların oluşturduğu cinsel yan etkilerin tedavisinde de kullanılmaktadır. • Yağ kaybını artırıcı özelliği vardır.
• Anksiyete, insomni, baş ağrısı, baş dönmesi, deride kızarıklık, panik atak, halusinasyon, kalp hızında artış, yüksek kan basıncı gibi ciddi yan etkileri vardır. • Epileptik nöbet ve böbrek yetmezliğine neden olabilir.
Özellikle karaciğer, böbrek, kalp ve psikiyatrik rahatsızlığı olanların kullanmaması gereken bir ajandır.

İnositol:

• Vitamin B-8 olarak da adlandırılan inositol, bir B kompleks vitaminidir. Fakat vücutta bağırsaklarda zararsız bakteriler tarafından sentezlendiğinden tam olarak bir vitamin olarak kabul edilmemektedir.
• Glikoz metabolizmasının ürünü olarak üretilmesine rağmen vücutta bol miktarda bulunmaz.
• Kafein alımı vücuttaki miktarını azaltır. 
• İnositol yağ asitleriyle birlikte, hücre membranlarının oluşumu için gerekli fosfolipidlerin şekillenmesini sağlar.
• Vücutta hücreler arası iletişimde rol oynamaktadır. Yoğun olarak beyin, kalp ve gözün lens tabakasında bulunmaktadır.
• Günlük ne kadar tüketilmesi veya aşırı tüketiminin zararları üzerine yeterli veri mevcut değildir.

Glukuronolakton:
• Karaciğerde glikozun metabolize olması sonrasında oluşan doğal bir maddedir.
• Ancak Eİ’nde bulunan glukuronolakton, sentetik olup insan vücudunda bulunan miktardan çok daha fazlasını içermektedir.

Karnitin:
• Karnitin karaciğer ve böbreklerde sentezlenen, lizin ve metiyo nin amino asitlerinden oluşan bir dördüncül amonyum katyonudur.
• Yağların oksidasyonunda rol oynayan amino asit türevidir. Diyette yeterli miktarda bulunmakta ve vücutta sentez edilmektedir.
• Uzun zincirli yağ asitlerinin mitokondriyal zardan transportu için gerekli bir kofaktördür.
Vücutta doğal olarak sentezlenebildiği için diyetle ek olarak alınmasına gerek yoktur.

Kafein: 
• Santral sinir sisteminde stimülan etki gösterir. Hafıza fonksiyonunu arttırır. Kişinin daha uyanık, enerjik ve verimli hissetmesini sağlar.
• Uzun süreli kullanımda etkisine tolerans gelişiyor.
• Letal dozu (LD50) 150 mg/kg • Sağlıklı yetişkinlerde yarılanma süresi ortalama 5.7 saat
• Kronik alkol alanlarda kafein yarılanma ömrünün % 72 arttığı görülmüştür.
• Ancak hepatik yetersizliği olanlarda yarılanma süresinin 168 saate kadar uzayabildiği bildirilmiştir. • Tolerans gelişmeyen kişilerde genellikle 250-500 mg arası alımda hafif-orta belirtiler ortaya çıkıyor.
• Santral sinir sisteminde stimülan etki gösterir. Hafıza fonksiyonunu arttırır. Kişinin daha uyanık, enerjik ve verimli hissetmesini sağlar.
 • Kafein duyarlılığı olan kişiler, hipertansiyon ve kalp hastaları, hamile (kafein plasentaya geçerek düşüklere veya düşük doğum ağırlıklı bebeklere neden olabilmektedir), çocuklar, spor yapan gençler ve yaşlılar tarafından dikkatli kullanılmalıdır.
• Adolesanlarda >100 mg/gün kafein tüketimi, yüksek kan basıncı ile ilişkilendirilmiştir. Bu nedenle gebe, hasta, adölesan ve çocuklarda kafein tüketimi sınırlandırılmalıdır.
• FDA 2007 yılında güvenli kafein miktarını 100 mg olarak kabul ettiğini açıklamıştır.
• Kafein fosfodiesteraz ve adenozin reseptörlerini inhibe ederek pozitif inotropik etki yapar.
• İntraselüler kalsiyumda artış ve miyoflamanların kalsiyuma hassasiyetinde artışa neden olur.
• Yüksek dozda bu etkileri çarpıntı ve çarpıntı ve aritmilere (AF, SVT, VT, VF) neden olabilir.
• Kafein, teobromin, teofilin içeren guarana’nın pozitif kronotropik etkisi ile kafeinin bu inotrop etkisi artar.
• Diğer önemli bir noktada Eİ içinde bulunan ginseng, guarana gibi uyarıcılar kafeinin etkisini artırmaktadır.
• Ayrıca Eİ içinde bulunan guarana, kola nut, çay, yerba mate, kakao gibi bileşenler de kafein içermektedir.
• Eİ etiketlerinde yazan kafein miktarına bu maddelerin içerdiği kafein dahil edilmemektedir.
• Dolayısıyla Eİ’lerinin içerdiği bu bileşenler de alınan kafein miktarının artmasına neden olmaktadır."




Kaynak: http://file.atuder.org.tr/_atuder.org/fileUpload/SwJh1MSArU9N.pdf

İlaç - Besin Etkileşimleri Araştırma -2

Antidepresan ilaçlar kullanırken, bunları tüketmeyin! 

6 Ekim 2010

Yerinde, uygun dozlarda ve sürelerde kullanıldığında hayat kurtarıcı olan ilaçlar bazı durumlarda hayatımızı karartabiliyor. Yanlış gıdalarla alınan ilaçlar, etkileşim göstererek ilacın etkisini azaltabiliyor veya artırabiliyor. Hatta ölüme kadar götürebiliyor. Özellikle antidepresanlarla birlikte tüketilen incir, bakla, lahana turşusu, tavuk veya dana ciğeri gibi besinler kan basıncını yükselterek hastanın ölümüne sebep oluyor. Zaman'da yer alan habere göre İstanbul Tıp Fakültesi Farmakoloji ve Klinik Farmakoloji Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Yağız Üresin, ilaç kullanırken besinlerin tüketimi konusunda çok dikkatli olunması gerektiğini söylüyor.

İlaç alımında yapılan en büyük hatalardan birisi ilaçları yanlış gıdalarla almak. Bu durumda, ilaçlar yarardan çok zarar veriyor. Ayrıca besinlerle etkileşim, ilaç kullanımının kesilmesinden sonra 2-3 hafta daha devam ediyor. Prof. Dr. Yağız Üresin, etkileşim nedeniyle ilaçların her türlü besinle alınamayacağını belirtiyor. C vitamini ilacı kullanan kişinin, aynı anda süt ve süt ürünleri almaması gerektiğini söyleyen Yağız Üresin, bu besinlerin C vitamini emilimini engellediğini ifade ediyor. Kolesterol düşürücü ilaçlarda greyfurt suyu içilmemesi gerektiğini dile getiren Yağız Üresin, "Greyfurtta bulunan kimyasal maddeler, ilaçların bağırsakta parçalanmasını sağlayan enzimleri baskılayarak ilaçların parçalanmasını geciktirir. Bu da ilaçların kanda daha çok birikmesine sebep olur. Kan düzeyi 2-16 kat artar, bu da doza bağlı yan etki riskini artırır. Bu ilaçları kullananlar, tedavi süresince greyfurttan uzak durmalı." diyor.
Özellikle antidepresan ilaçlar kullanılırken besin alımında çok dikkatli olunması gerekiyor. Bu tür ilaçlarla tüketilen bazı besinler kişiyi ölüme kadar götürebiliyor. Yağız Üresin, "Eski peynir, fermente edilmemiş sosis, sucuk, incir, bakla, lahana turşusu, soya sosu, tavuk veya dana ciğeri, tiramin proteini zengin besinlerdir. Bu besinler, asla antidepresan ilaçlar kullanılırken tüketilmemelidir. Tiramin, kan basıncını ölümcül seviyeye çıkarabilir. Baş ağrısına, kusmaya hatta ölüme sebep olabilir. Ayrıca göğüs ağrısı, ense sertliği, yüksek ateş, terleme ve taşikardiye (kalbin atım sayısının 100'ün üstünde olması) de neden olabilir." şeklinde konuştu.

Hangi ilaçla hangi besini tüketmemeliyiz?
Penisilin türevi antibiyotikleri meyve suları, kafein, domates gibi asitli besinlerle kullanmayın. Asitli besinler mide asidini artırır. Bu da mide hasarına yol açar. Böylece ilacın etkisi azalmış olur.
Kalsiyum içeren yiyecek ve vitaminler (süt, yoğurt) ve demir içeren mineralleri, tetrasiklin adlı antibiyotik kullanırken tüketmeyin.
Kansızlık tedavisinde kullanılan demir ilaçları ile kalsiyum zengini süt ve süt ürünleri, pekmez, susam, fındık, fıstık, kurutulmuş meyveler, kuru baklagiller, yeşil yapraklı sebzeleri aynı anda kullanmayın. En az 2 saat sonra tüketin. Bu besinler demir emilimini engeller ve tedaviden sonuç alınamamasına sebep olur.
İdrar söktürücü diüretik ilaçların triamterene içerenleri, böbreklerden potasyum atımını bloke eder. Potasyum artışı ise düzensiz kalp atımına sebep olur. Bu nedenle triamterene içeren diüretiklerle birlikte potasyum zengini muz, kayısı, turunçgiller, patates gibi besinler tüketilmemeli.
İdrar söktürücü kalsiyum kanal blokerleri ile birlikte greyfurt suyu tüketmeyin. Greyfurt suyu ilacın vücutta dağılmasını önler ve kan düzeyini yükseltir. Böylece ilacın etkisi artar ve zehirlenmeler meydana gelir.
Ağrı kesiciler, mide rahatsızlıklarına neden olabilir. Herhangi bir besinle veya özellikle süt ile beraber bu tür ilaçları kullanabilirsiniz.
Kaynak: https://www.memurlar.net/haber/178410/antidepresan-ilaclar-kullanirken-bunlari-tuketmeyin.html

20 Ekim 2018 Cumartesi

Tourette Sendromu'unda da Kullanılan Bir Nöroleptik ile ilgili Haber ve Prospektüs

Bu yazı bazı nöroleptik ilaçlarla ilgili ölümcül bilgilerin bazı psikiyatrlarca SAKLANDIĞI haberleri üzerine hazırlandı. Sakın hiç bir ilacı ANİDEN ve DOKTORUNUZA DANIŞMADAN BIRAKMAYINIZ.

İlaç kullanımı bireyden bireye değişebilen etkileşimler oluşturabilir. 

Kullanılan HER TÜRLÜ İLAÇTA OLASI YAN ETKİLER ve EN UÇ DURUMLAR tüm açıklığı ile raporlanmalıdır. 

İlaç kullanan birey ve/veya yakınları genel sağlık durumları hakkında doktorları yeterince aydınlatabilecek bilgi ve bilince sahip olmalıdırlar.

Son günlerde Nöroleptik Kullanımı ile ilgili bazı önemli olgu raporları içindeki gerçeklerin saklandığı / değiştirildiği gibi haberler duymaktayız. Bu durum şu anlama da gelebilir; "Örneğin, aşağıdaki prospektüste yazılan olumsuz durumlar gerçeğin sadece bir kısmıdır." 

Hiç bir bilim dalının, bilim insanının ona güvenen, dertlerine derman arayan insanların aklını karıştırmaya, ondan bilgi saklayarak veya yanlış bilgi yayarak ona zarar vermeye HAKKI YOKTUR.

Böyle şüpheli durumları açığa kavuşturabilecek ETİK BİR KURUM, KURUL, BİLİRKİŞİ DÜNYADA bile YOK MUDUR? 

Küreselleşen Dünya, "ETİK" ve " ÖNCE ZARAR VERME" ilkesi konusunda, hala (!), neden DÜMDÜZ ve YETERSİZ KALMAKTADIR?

Hasta ve yakınları, size önerilen her türlü tedaviyi ANLAMAYA ÇALIŞINIZ; okuyunuz, araştırınız ve herşeyden önce BİLİMİN NASIL ÇALIŞTIĞINI veya YAZILI OLANLARA GÖRE NASIL ÇALIŞMASI GEREKTİĞİNİ SORGULAYINIZ. Bunun karşısında herhangi bir davranışı kimden görürseniz görün, HESAP SORUNUZ. 

Derleyen: A.Şükran Demiralp, 20 Ekim 2018




NOT: Aşağıdaki ilacı kullanıyorsanız doktorunuzla bu yazıyı yazmama neden olan haberi lütfen paylaşınız. Ve açıklama isteyiniz.

prospektüs; tanıtmalık: Her ilacın kutusunda bulunan ilaç ile ikgili bilgileri açıklayan kağıt

Risperdal'in  prospektüsü;

"Çocuklarda kullanımı:

• Şizofrenide: 18 yaşın altındaki çocuklarda kullanımına dair yeterli deneyim yoktur.

• Bipolar manide: 18 yaşın altındaki çocuklarda kullanımına dair yeterli deneyim yoktur. 

• Yıkıcı davranış bozukluklarında: 50 kg’nin altında olan hastalar: Başlangıç dozu olarak günde bir defa 0.25 mg önerilir. Bu doz gerektiğinde, en fazla gün aşırı olmak kaydıyla 0.25 mg’lık dozlarla arttırılabilir. Genelde idame doz 0.25 mg ile 0.75 mg arasındadır. 50 kg veya üzerinde olan hastalar: KT Sayfa 9 / 18 Başlangıç dozu olarak günde bir defa 0.50 mg önerilir. Bu doz gerektiğinde, en fazla gün aşırı olmak kaydıyla 0.50 mg’lık dozlarla arttırılabilir. Genelde idame doz 0.50 mg ile 1.5 mg arasındadır. 5 yaşın altındaki çocuklarda kullanımına dair yeterli deneyim yoktur. 

• Otizmde: Çocuklar ve ergenler için otizmde önerilen günlük doz 20 kg’ın altındaki hastalar için günde 0.25 mg, 20 kg ve üstündeki hastalar için ise günde 0.50 mg’dır." 

" 4. Olası yan etkiler nelerdir? 

Tüm ilaçlar gibi, RİSPERDAL’in içeriğinde bulunan maddelere duyarlı olan kişilerde yan etkiler olabilir. 

Aşağıdakilerden biri olursa, RİSPERDAL’i kullanmayı durdurunuz ve DERHAL doktorunuza bildiriniz veya size en yakın hastanenin acil bölümüne başvurunuz: 

- Özellikle bacaklarınızda şişme, ağrı ve kızarıklık olursa. Bu durum, damar içerisinde pıhtı oluşmasının belirtileri olabilir. Bu pıhtı, damar içerisinde akciğere kadar gidebilir ve göğüs ağrısı ve solunum güçlüğü yapabilir. Bunamanız varsa ve kısa bir süre için bile olsa, akli durumunuzda ani bir değişiklik, yüz, kol ve bacaklarınızda, özellikle tek taraflı ani bir zayıflık ya da uyuşukluk veya konuşma bozukluğu fark ederseniz. Bunlar bir inmenin belirtileri olabilir. 

 - Ateş, kaslarda sertleşme, terleme ya da bilinç kaybı geçirirseniz. Bunlar “Nöroleptik Malign Sendrom” denilen bir hastalığın belirtileri olabilir. 

- Eğer erkek iseniz ve uzun süren ya da ağrılı olan bir sertleşme geçirirseniz. Bu duruma “priapizm”denmektedir. 

- Diliniz, ağzınız veya yüzünüzde sizin isteğiniz dışında ritmik hareketler oluyorsa. Bu durum risperidonun kesilmesini gerektirebilir. 

- Ateş, ağızda şişkinlik, yüz, dil ve dudaklarda şişlik, nefes darlığı, kaşıntı, ciltte oluşan kızarıklıklar, bazen düşük kan basıncı ile karakterize alerjik reaksiyonlar olabilir."

Açıklamaların tamamı için tıklayınız:  
http://www.janssen.com/turkey/sites/www_janssen_com_turkey/files/product/pdf/risperdal_os_kt.pdf